Dr. Baran Bozoğlu: Ormanların yok olmasının önüne geçilebilir

  • “Kömürlü termik santrallar ve kömür madenciliği ısrarından vazgeçmeliyiz. Zararı büyük, verimi düşük santrallar kapatılmalı. Türkiye, geri kalmış bu teknolojilere yatırım yapmamalı.”
  • “Yeni sanayi devrimini kaçırmayalım. Akbelen bize ders olmalı. Çevreyle doğayla barışık enerji üretim biçimlerini sürdürülebilirlik perspektifi ile ortaya koyabiliriz, dolayısıyla çaresiz değiliz.”

İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği Başkanı Dr. Baran Bozoğlu Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.

  • Akbelen neden önemli?

Toplum olarak büyük bir ağaç sevgisiyle büyüdüğümüz bir gerçek. Anadolu coğrafyasında özellikle orman köylüsü, doğayla kurulan ilişki oldukça yoğun. İnsanlık tarihinin olduğu bir bölgeden söz ediyoruz aslında. Biz Türk toplumu olarak doğaya karşı hassasız. Akbelen’de yaşananlar ve ondan önce başka alanlarda yapılan faaliyetlerdeki tek ağacın dahi kesilmesi hepimizi derinden etkiliyor. Dolayısıyla Akbelen diğer ormanlık alanlardan daha önemli veya daha az önemli diyemeyiz. İklim değişikliğine karşı mücadelede, sera gazı emisyonlarını azaltmak için doğal alanlara, ormanlık alanlara ihtiyacımız var. Bunu bir uzman olarak söylüyorum ama bunu sadece ben değil, tüm bilim insanları söylüyor. Ülkemizin kurumları da raporlarıyla ortaya koyuyor.

  • Kesilen ağacın iki katının dikileceği savunması yapılıyor, bu telafi eder mi?

Bölgede hali hazırda bir ekosistem oluşmuş durumda. Sonradan yapılacak rehabilitasyon veya başka bir alanda yapılacak orman çalışması katkı sağlayacaktır ancak var olanın yerini kuşkusuz alamaz. Burada “telafi” kavramını şartlara göre değerlendirmek gerekir. Dolayısıyla elbette yeni dikilecek ağaçlar bölgedeki ekosistemi yüzde 100 yerine koyamaz ama planlamalar çerçevesinde yeni rehabilitasyon alanlarının sıkı bir şekilde takibi ile gelişme sağlanabilir.

‘DOĞA YASALARI İZİN VERMİYOR’

  • Ormanı geri kazanmak ne kadar zaman alır?

Maden alanlarının rehabilite edilmesi bilimsel ve teknolojik olarak mümkündür ancak maliyetlidir de. Doğada hiçbirşey bir diğerinin aynısı değildir ve tıpatıp aynısını üretemeyiz. Ancak kömür çıkarılması kararı var ise bunun rezerv alanı dışında yapmanız mümkün değil. Bu nedenle yerinde çıkarılması ve rehabilitasyonunun sağlanması gerek. Yok edilenin yerine aynısını yapmaya, doğa yasaları izin vermiyor.

  • Anayasaya göre devlet ormanları korumakla yükümlü. Ancak Türkiye’de gündem sürekli doğaya verilen zarar. Bunun açıklaması nedir sizce?

Akbelen’deki santrallar 1980’li yıllarda devlet tarafından yapılmış, kömür rezervi olarak üzerinde tartışma yürüttüğümüz bölgedeki kömürün alınarak yapılması kurgulanmış ve biz 40-50 yıl önce yapılan bir planlamanın sonuçlarını tartışmak durumunda kalıyoruz. Yani tarihsel geçmişi olan bir süreçle karşı karşıyayız. Meselenin sadece günlük tartışmanın içinde eritmek, birkaç gün sonra konuyu hiç konuşmadan başka bir konuya geçiş yapmak bizi sonuca götürmez. Başka bölgelerde de Kaz Dağları’nda da bunu gördük. Türkiye’nin en başta tek bir ağacını dahi koruyacak çaba içinde olması gerekiyor. Hiçbir orman bir diğerinden daha değerli değildir. Bunların korunması iklim değişikliği için vazgeçilmezdir.

  • Peki buradaki rezerv tüketildiğinde ne olacak, neyle karşı karşıya kalacağız?

Şu saatten sonra bölgede çevresel etkinin dikkatle izlenmesi gerek. Çevresel etkinin azaltılmasına yönelik uzman kurum ve kuruluşlarla projeler üretilmeli. Bağımsız bir yapının izleme ve raporlama sürecini yürütmesi önemli. Rehabilitasyon planı da kamuoyuyla paylaşılmalı.

‘İŞGÜCÜ YENİLENEBİLİR ENERJİYE YÖNLENDİRİLMELİ’

  • Çevreyi katlederek yapılan santrallar vazgeçilmez mi?

Yaşamın sürdürülebilmesi, toplumun devamı ve özellikle iklim değişikliğiyle ilgili krizlerin azalabilmesi için orman vazgeçilmezdir. İklim değişikliğine neden olan sera gazlarının fosil yakıtlardan, kömürlü termik santrallardan, petrolden kaynaklı oluştuğunu görüyoruz. Kentlerimizdeki sel felaketleri, orman yangınları ve sıcak hava dalgalarının her yıl artıyor olmasının nedeni de yine iklim değişikliğine yani doğaya karşı yapılan bu faaliyetler. Aynı zamanda Türkiye, Paris İklim Anlaşması’na taraf olmuş bir ülke. Dünyanın hedefi 2050’de karbon nötr olması. Biz de çevreyle doğayla barışık enerji üretim biçimlerini sürdürülebilirlik perspektifi ile ortaya koyabiliriz, dolayısıyla çaresiz değiliz.

‘YENİ SANAYİ DEVRİMİNİ KAÇIRMAYALIM’

Türkiye’de 2053 karbon nötr hedefi kapsamında yapılması gereken şey çok açık: Fosil yakıtlardan çıkış planlamasını yapmak. Yeni sanayi devrimini, yeşil devrimi kaçırmak istemiyorsak bizim kömürden çıkış için bir politika belirlememiz gerek. Yenilenebilir enerji kaynaklarında netleşip kömürlü termik santralları ve kömür madenciliğini bırakmalıyız.

  • Enerjide dışa bağımlı bir ülke, ormanlarına zarar vermeden enerji ihtiyacını karşılayabilir mi?

Enerji verimliliğini geliştirmeli, sanayide, tarımda, üretimde teşvikler artmalı. Olası savaş veya kriz durumlarında enerji güvenliği çok önemli. Rüzgâr, güneş santralları için önemli bir çaba var. Böylesi bir artış varken, dünyaya örnek olacak hamleler yapma potansiyeline sahipken hâlâ uluslararası alanda da bizi olumsuz gösterecek olan termik santral ısrarımızdan vazgeçmemiz gerekiyor. Katma değeri yüksek olan bir planı ortaya koymak gerek. Bunu yaparak enerji devrimine daha büyük katılım sağlayarak yerli ve milli teknolojileri kullanacağımız bir enerji alanını yaratabiliriz. Çevresel zararı büyük, verimi düşük bu santralların kapatılması planlanmalı. Geri kalmış bu teknolojilere yatırım yapmak Türkiye için doğru değil.

‘ÇÖZÜM ENERJİ DEPOLAMA’

  • Evet, yeşil devrim çok önemli ama biz yeşil devrimde doğaya bağlıyız, güneş çıkmayabilir, rüzgâr esmeyebilir. Bunu nasıl çözeceğiz?

Artık pil teknolojisi, depolama sistemleri çok gelişti. Dolayısıyla rüzgâr, güneş, jeotermal, hidroelektrik santrallardan üretilen enerjinin depolanması mümkün, Türkiye’de de özellikle pil ve depolama sistemlerine dair ciddi yatırımlar yapıldı. Dolayısıyla rüzgârın ve güneşin olmadığı, suyun akmadığı zamanlarda depolanmış enerji ile bu sorunları aşmak mümkün.

  • Yeşil enerjide tabii sanayinin de zarar görmemesi ve uyumu söz konusu olacaktır…

Yeşil devrim için ve ihracatının büyük kısmını Avrupa ülkelerine yapan bir Türkiye’de ürünlerin AB’ye girerken karbon vergisine tabi olmaması, sanayimizin zarar görmemesi için de kömürden ürettiğimiz elektriği düşürmemiz, enerji verimliliğini artırmamız ve halihazırda büyük gelişme gösteren yenilenebilir enerjiye daha fazla yönelmemiz gerekiyor. Elimizde yeni bir araç var. “Stratejik Çevresel Etki Değerlendirme” diyoruz. Türkiye bu mevzuatı çıkardı.

‘AKBELEN DERS OLSUN’

Madencilik alanlarına dair bu etki sürecinin başlatılması iktidarın, muhalefetin el ele verip bu sürece katılması önemli. Buna göre ülkenin gelecekteki enerji politikasını kurgulaması gerekiyor. Akbelen bize ders olmalı. Üretim ve madencilikte planlama yapmamız ve bunun tüm paydaşlarla konuşulması, insanların da yanında yöresinde ne olacağını görebilmesi gerekiyor. Bilim ve liyakatin ışığında bu planlamalar yapılmalı.

  • Kömür madenciliğinin istihdama etkisinden çokça söz ediliyor…

Kömür madenciliğinin istihdama etkisinin çok kısıtlı olduğu ortaya konuldu. Buralardan ekmek yiyen vatandaşlarımız için madenden kademeli çıkış yapılması, nitelikli işgücününün yenilenebilir enerji sektörüne yönlendirilmesi gerek. Buna yeşil dönüşüm içerisinde adil geçiş süreci diyoruz. Yani kimseyi geride bırakmadan bir geçiş sürecini tamamlamalıyız.

  • Sizce “ağaç sevgisi” adı altında provokatif eylemler mi yapılıyor, bu eylemleri yapanlar marjinal mi?

Kişisel egolardan sıyrılarak konuyu gerçekten yürekten ele alan kişilerin de olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bu kişiler sayesinde bizim çevre mevzuatımız, hukukumuz gelişebiliyor. Bu samimi hassasiyetlere kulakları tıkamamak lazım. Her alanda olduğu gibi bu alanda da farklı kaygıları olan kişiler ve gruplar olabilir; bu kişi ve gruplarla gerçekten hassasiyeti olan ve gelişmeye yönelik çabaları olanları karıştırmak ve aynı potada değerlendirmek bizi sorunların çözümünden uzaklaştıracaktır.

‘MUHALEFETİN DE SUÇU VAR’

  • Meclis Akbelen için toplandı. Ancak sonuç alınamadı, yorumunuz nedir?

Söz konusu maden devlete ait olan ve geçici süreli işletmesi özelleştirilen Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarına kömür sağlamak için açılıyor. 40 yıl önce planlanmış ve bu rezervler olduğu için yapılmış santrallar. Bu nedenle şirket isimlerine odaklanılmasını anlamsız ve kolaycılık olarak görüyoruz. Her yatırım bir siyasi karardır aynı zamanda. Dolayısıyla çevresel hassasiyeti olan kişi ve kurumlardan önce siyasetin bu konuyu sağlıklı şekilde ele alması gerekir. Ancak siyaset alanı bu konuda çok yetersiz, muhalefet partilerinin de çevre, iklim ve enerji alanındaki kabiliyeti ve liyakati yetersiz. Akbelen, 40 yıl önce hesaplanmış ve hedef gösterilmiş. Son 10 yıldır da bu konuda hazırlıkların yapıldığı biliniyor. Bu konuda siyaset mekanizmasını işletmemiş iktidarla ve bürokrasiyle masaya oturup konuyu çözmeye çalışmamış ama konu popülerleşince sahaya giden muhalefetin de burada not edilmesi gerek. Çevre sorunları, olay olduktan sonra çözülecek sorunlar değildir; operasyonel ve diyaloğa açık şekilde çözülebilir. Siyaset alanı verimli çalışmayınca toplum ile bürokrasi karşı karşıya geliyor ve sorun çözülemiyor. Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırmış muhalefetin de tam kadro Genel Kurul’a katılmaması oldukça manidar.

DR. BARAN BOZOĞLU KİMDİR?

1983’te Elazığ’da doğdu. ODTÜ Çevre Mühendisliği’ni bitirdi. ODTÜ Kentsel Politika Planlama’da yüksek lisans, AÜ’de İklim Değişikliği ve Paris Anlaşması üzerine Doktora, Georgetown Üniversitesi’nde liderlik eğitimini tamamladı. Çevre Bakanlığı’nda uzman, baş denetçi, Washington DC Belediyesi’nde sürdürülebilirlik uzmanı, ASKİ genel müdür yardımcısı olarak görev yaptı. 10 yıl Çevre Mühendisleri Odası genel başkanlığı görevini yürüten Bozoğlu şu an, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği Başkanıdır.

Fotoğraflar: Necati Savaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx