Karadeniz’de kırmızı alarm! Bölgede savaş başlarsa Türkiye’ye etkisi ne olur?

Son günlerde Kiev-Moskova hattındaki gelişmeler konuyu yakından takip etmeyenler için ‘bir anda’ parlayan bir durum gibi algılansa da işin arka planı aslında çok daha uzun bir geçmişe sahip.

Ukrayna ile Rusya arasındaki gerilimin başlangıcı 2004 yılının sonlarında yaşanan ve sonrasında Kiev’de iktidar değişikliğine yol açan Turuncu Devrim sürecine dayanıyor. Hatırlanacağı gibi o dönem Rusya yanlısı Yanukovic’in iktidara gelmesi önlenmiş ve AB/NATO üyeliği yanlısı Yuşçenko-Timoşenko ikilisi özelinde Batı yanlısı bir siyasal değişim gerçekleştirilmeye çalışılmıştı.

[2004’deki seçimi kazanacağı anlaşılan Yuşçenko, faili halen bulunamayan bir zehirlenmeye maruz kalmış ve ölümün kıyısından dönmüştü.]

KIRIM İLE SÜREÇ YENİ BİR BOYUTA EVRİLDİ

Aradan geçen sürede Batı’nın etkinliği sınırlı kaldı, 2010 seçimlerinde Rus yanlısı Yanukovic ülkenin yönetimini ele aldı… Sonrasında Batı yanlısı kesimlerin ayaklanması, 2014’ün başlarında Yanukovic’in devrilmesine yol açan Euromaidan olayları, Rusya’nın askeri müdahalesi ve Kırım’ın ilhakı… Ukrayna’nın 10 yıllık süreçte yaşadıkları, bugünkü olayların temelini oluşturmakla kalmıyor, yakın geleceğe nasıl bakmamız gerektiğine dair de önemli ipuçları barındırıyor.

Peki, bugün yaşananlara Rusya ve Ukrayna dışında kalanlar nasıl bakıyor? Örneğin, ABD ve NATO’nun Kiev’e destek sözleri ne kadar güvenilir, Çin nasıl bir tutum sergileyecek, İngiltere nerede konumlanacak? Daha da önemlisi Ankara tüm bu gelişmelerin neresinde? Bu soruları ve daha fazlasını Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Göktürk Tüysüzoğlu ile konuştuk.

RUSYA İÇİN UKRAYNA NEDEN ÖNEMLİ?

Doç. Dr. Tüysüzoğlu’na Rusya için Ukrayna’nın neden önemli olduğuna dair temel bir soru yöneltiyoruz… “Ukrayna, Rusya’nın güvenlik alanında bulunan ve yakın çevresinde konumlanmış büyük bir toprak parçası” tanımını yapan Tüysüzoğlu’na göre Güney Rusya’nın güvenliği için Ukrayna’nın Rusya ile yakın ilişkiler içerisinde olması kritik bir husus.

Putin’in göreve gelmesinden itibaren bu konudaki adımlarını bu çerçevede okumanın mümkün olduğunu anlatan Tüysüzoğlu, batılı aktörlerin de bunun bilincinde olduğunu ve bu nedenle Kiev yönetimini kendilerine ‘müttefik’ olarak görüp bu yönde adımlar attıklarını söylüyor.

[Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Göktürk Tüysüzoğlu.]

UKRAYNA KENDİ İÇİNDE BÖLÜNMÜŞ BİR YAPIDA

Ukrayna’nın bir ucundan Rusya’nın diğer ucundan Batı ülkelerinin çekiştirdiğini gerçeğinden yola çıkarak halkın bu sürece nasıl tepki verdiğini soruyoruz… Doç. Dr. Tüysüzoğlu, “Ukrayna, kendi içerisinde sosyo-kültürel anlamda da bölünmüş bir ülke. Yani, siyasal tercihlerin arkasında farklı kimlik vurguları yer alıyor” bilgisi üzerinden bugün yaşananlara bakmamız gerektiğini vurguluyor.

Kiev’in batısında “Ukrain” kimliğini sahiplenen ve Rusya’ya mesafeli ve hatta bir bölümü Katolik topluluklar yaşadığını kaydeden Tüysüzoğlu, başkentin doğusunda ve özellikle Donbas ile Kırım’da Rus dilini ve kültürünü sahiplenen, tarihsel, sosyo-kültürel ve siyasal nedenlerle Rusya ile müttefikliğin her anlamda devam ettirilmesinden yana toplulukların yaşadığına dikkat çekiyor.

MOSKOVA NE MESAJ VERİYOR?

Herkesin aklındaki sorulardan biri de ‘Rusya’nın bu alanı neden bu kadar önemsediği?’ meselesini Tüysüzoğlu’na soruyoruz:

“Rusya, Donbas’taki ayrılıkçı harekete destek vererek hem kendisine bağlı aktörleri koruyacağını göstermeye çalışıyor hem de ‘güvenlik alanı’ olarak kabul ettiği bir bölgede NATO askerleri görmek istemediğini açıkça gösteriyor.

Ayrıca, bu hamlesiyle Kiev’de egemen durumda olan Batı yanlılarının isteklerinin istenen sonucu vermeyeceğini, gerekirse de Ukrayna’nın parçalanacağını anlatmaya çalışıyor.”

[Belarus, bulunduğu konum itibariyle Rusya-Ukrayna krizinde ismini sıkça duyacağımız ülkelerden biri.]

HANGİ ÜLKE NASIL POZİSYON ALIYOR?

Bu kadar kritik bir bölgede cereyan eden olayların yakın coğrafyada ve küresel anlamda nasıl yansımaları olacak sorusuna da yanıt veren Doç. Dr. Tüysüzoğlu, şunları söylüyor:

“Ukrayna, Belarus’ta yaz aylarında gerçekleşen gösteriler esnasında Belarus muhalefetine açık destek veren bir tavır sergiledi. Kuşkusuz, bu durum Belarus’un yanı sıra Moskova tarafından da yakından izlenmiştir.

Bölgede Polonya ve Baltık ülkelerinin hararetli bir şekilde Rusya karşıtı ve ABD/NATO yanlısı tutumları bilinen bir husus.

[Bölgedeki kriz hem enerji denklemine hem de Çin’in ‘kuşak-yol’ projesine etki edebilir.]

ÇİN, UKRAYNA’YA UZAK BİR TUTUMDA DEĞİL

Çin, Ukrayna’nın silah endüstrisinin en önemli müşterilerinden biri… Pekin’in Kuşak-Yol Projesi bağlamında Ukrayna özelinde ciddi yatırımları yok. Bunun temel nedeni de Kırım ve Donbas’ta yaşanan sorunlardı. Fakat bu sorunların çözülmesi durumunda coğrafi olarak bu denli önemli bir geçiş rotası oluşturan Ukrayna’nın da Kuşak ve Yol Projesi’ne entegre edilebileceği de ortada.

Birleşik Krallık ise AB’den ayrıldıktan sonra Karadeniz Havzası ve Ukrayna özelinde daha bağımsız bir duruş sergiliyor. Londra’nın temel hedefi, bir yandan NATO’nun Baltık ve Polonya özelinde askeri gücünü artırarak Rusya’yı çevrelemek, diğer yandan ise Montrö Sözleşmesi uyarınca güçlü bir askeri varlık gösteremediği Karadeniz’de Ukrayna üzerinden söz sahibi olabilmek.”

[NATO’nun ‘arkanızdayız’ açıklamalarının Ukrayna için ne kadar güvenilir olduğu önümüzdeki dönemlerde daha net görülecek.]

ABD VE NATO’NUN SÖZLERİ NE KADAR GÜVENİLİR?

Doç. Dr. Tüysüzoğlu’nun üzerinde durduğu bir diğer konu, ABD ve NATO’dan Ukrayna için verilen destek mesajları… Bu mesajlara oldukça mesafeli yaklaşılması gerektiğini vurgulayan Tüysüzoğlu, ABD ve Birleşik Krallık’ın Montrö nedeniyle Karadeniz’e donanma unsurlarıyla yaklaşma ihtimali olmadığı gerçeğinin göz ardı edilemeyeceğine dikkat çekiyor.

“NATO’nun Türkiye, Bulgaristan ve Romanya dışındaki üyeleri dışındaki hiçbir aktör büyük bir donanma gücüyle Ukrayna’ya destek olma şansına sahip değil.” hatırlatmasında bulunan Doç. Dr. Tüysüzoğlu, Rusya’nın Ukrayna’nın komşusu ve Donbas ile Kırım üzerinden rahatlıkla ülkeyi işgal edebilecek bir konuma ve pek tabii ki askeri güce haiz olduğunun unutulmaması gerektiğine inanıyor.

“Donanma yok, peki kara birlikleri ile destek ne kadar mümkün?” sorusuna ise Tüysüzoğlu, “Polonya üzerinden gerçekleşebilecek böyle bir destek mevcut uluslararası konjonktür ve COVID-19 süreci de göz önünde bulundurulduğunda mümkün görünmüyor. Bu nedenle, Ukrayna ancak alabileceği silah desteği ekseninde Rusya’ya karşı mücadele edebilir” yanıtını veriyor.

[Ukrayna’nın satın aldığı Türk SİHA’larının olası bir savaş durumunda aktif rol oynaması bekleniyor.]

TÜRKİYE TÜM BU YAŞANANLARIN NERESİNDE?

Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Göktürk Tüysüzoğlu, Türkiye’nin bu süreçteki durumuna ilişkin TRT Haber’e detaylı değerlendirmede bulundu:

“Türkiye, son yıllarda Ukrayna ile stratejik olarak görülebilecek ilişkiler geliştirdi. Poroşenko ile başlayan bu süreç Zelensky ile çok boyutlu stratejik ortaklık seviyesine ulaştı. Kırım’ın ilhakına karşı Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne her daim güçlü destek verilmesi Kiev’de olumlu bir karşılık buluyor.

Ankara, Kiev’i aynı zamanda Karadeniz Havzası’nda Rusya’yı dengeleme olanakları sunan bir ülke olarak da görüyor. Rusya’nın Güney Kafkasya ve hatta Suriye ile Libya özelinde Türkiye’nin çıkarlarına zarar verebilecek adımlar attığı ya da atabileceği dikkate alındığında, Türkiye de Rusya’yı rahatsız edebilmek adına Ukrayna ile yakın ilişkiler kurabilmeyi ‘savunmacı realist’ bir yaklaşım olarak dış politikasına entegre etmiş durumda.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin Suriye, Libya, Dağlık Karabağ, Doğu Akdeniz gibi bölgelerde kimi zaman kırılgan bir zeminde ilerlediğini gözlemleyebiliyoruz.”

NATO TOPYEKUN MÜDAHALE KARARI ALIRSA NE OLUR?

Tüysüzoğlu, Türkiye’nin doğrudan ya da NATO’nun talebiyle de olsa Rusya’ya karşı Ukrayna’da savaşa girmesi ya da askeri operasyona kalkışması ihtimalinin çok düşük olduğunu söyleyince biz de NATO’nun topyekun bir karar alması durumunda nasıl bir tablo ortaya çıkacağını soruyoruz:

“Her şeyden önce Ankara’nın doğrudan savaş taraflarından biri olması için Montrö Sözleşmesi’nin feshedilmesi ve NATO’nun topyekun bir müdahale kararı alması gerekir. Türkiye, Karadeniz’i uluslararası bir askeri rekabetin konusu olmaktan hukuki bağlamda uzak tuttuğu için Montrö Sözleşmesi’nin değiştirilmesini istemeyecektir. Yani, Montrö’nün varlığı ‘hukuki’ bir gerekçe sağladığı için Türkiye üzerinde NATO baskısı oluşmasını engelliyor.

Ayrıca Türkiye, ABD ve İngiltere gibi NATO üyelerinin askeri anlamda doğrudan müdahale etmediği bir askeri müdahaleye katılmayacak ve kendisini bu denli büyük bir jeopolitik rekabetin ortasında bırakmayacaktır. Ukrayna ile stratejik iş birliği yapmak, Rusya ile doğrudan savaşa girmeye yol açacak kararlar almaya yol açmaz.

Türkiye, yakın çevresindeki güvenlik riskleri bağlamında Rusya’nın bu denli büyük kozlara sahip olduğu bir süreçte, üstelik bu ülkeyle enerji ve dış ticaret ve turizm bağlamında yakın çalışıldığı bir ortamda, Rusya’yı ‘askeri’ açıdan karşısına almaz.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir