Prof. Dr. Atilla Yayla: 14 Mayıs seçimleri Türk demokrasisine etkisini gösterdi

Siyaset bilimci Prof Dr. Atilla Yayla, 14 Mayıs Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nin Türk demokrasisine etkisini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Türk demokrasisi hakkında hem ülke içinde hem de ülke dışında yapılan menfi yorumlar son zamanlarda iyice arttı. Yabancı dergilerde ve gazetelerde de sık sık dile getirilen görüşlere göre Türkiye’de egemen olan rejim demokrasi değil diktatörlük. Erdoğan’ın liderliği altında işleyen bu diktatörlükte temel hak ve özgürlüklere ve demokratik işleyiş ve kurumlara saygı ve sadakat yok. Erdoğan’ın her şeye tek başına karar veriyor, eleştirilere açık değil; gerek konvansiyonel gerekse sosyal medyada eleştirilmediği iddia ediliyor.

Bu iddialar ne kadar doğru? Türkiye’de siyasi sistem demokrasinin temel gereklerini ve özelliklerini karşılamaktan geçekten uzak mı? Türkiye’de bir diktatörlük mü var? Konuya 14 Mayıs 2023’te yapılan seçimler açısından bakıldığında durumun pek de iddia edildiği gibi olmadığı anlaşılıyor.

Yüksek katılım oranı ve Batı demokrasileriyle mukayese

Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde çok yüksek bir katılım oranı ortaya çıktı. İnsanlar akın akın sandığa gitti. Katılım oranı yüzde 85’i aştı. Bu oran dünyanın daha istikrarlı olduğu düşünülen demokrasilerini, mesela Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki demokrasiyi ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) demokrasisini kıskandıracak kadar yüksek. Bu yüksek katılım elbette bazı şeyleri yansıtıyor.

Her şeyden önce Türkiye seçim yapmakta hayli başarılı bir ülke. Bu açıdan söz gelimi ABD demokrasisi ile karşılaştırılması mümkün. ABD’de seçmenler en azından kağıt üzerinde doğrudan doğruya başkanı seçemiyor; başkanı seçmesi beklenen ikinci seçmenler heyetinin üyelerini belirliyor. Sistemin ilk kurulduğu zamanlar için normal görülebilecek bu durum Amerikan demokrasisinde bir problem kaynağı olma potansiyeli taşımaya devam ediyor. Bununla bağlantılı bir diğer gerçek de ABD’de oyların çoğunu değil azını alan adayın başkan seçilmesi ihtimali. Örneğin 2016 başkanlık seçiminde Donald Trump-Hillary Clinton rekabeti böyle sonuçlandı. Clinton, Trump’tan 3 milyon fazla oy almasına rağmen ikinci seçmen heyetinde Trump’ın 304 delegesine karşılık 227 delege kazanabildi ve başkanlığı kaybetti.

Türkiye’de ise sistem daha iyi işliyor. Vatandaş oylarının çoğunluğunu alan kimsenin başkan seçileceği kesin. Keza, Amerika seçimleri Amerika idaresinin gözetim ve denetiminde yapılırken Türkiye’de seçim güvenliğinin garantisi olarak seçimler yargı gözetim ve denetiminde yapılıyor. Bu da seçimlerin güvenilir olmasına büyük katkı sağlıyor.

Seçim güvenliği

14 Mayıs 2023 seçimleri işte bu şartlar altında gerçekleşti. Yargı seçim gözetim ve denetiminde ana aktördü. Seçim güvenliği sandık kurullarında başladı. 7 kişiden müteşekkil sandık kurullarında bir önceki seçimde en çok oyu almış 5 parti müşahit bulundurma hakkına sahipti. Keza ilçe seçim kurulları ve il seçim kurullarında da siyasi partilerin müşahidi bulunuyordu. Seçimi yapan yargı organları dizisinin başında bulunan ve bir yüksek mahkeme vasfına da sahip olan Yüksek Seçim Kurulu’nda (YSK) ise siyasi partilerin temsilcileri var. Bu insanlar tartışmaları ve görüşmeleri adım adım izliyor ama oy kullanmıyor. İşte Türkiye seçimlere böyle bir seçim sistemiyle girdi ve ortaya tartışılması imkansız ve anlamsız bir sonuç çıktı.

Serbest ve yarışmacı seçimler

Seçim sürecinde yaşanan gelişmeler de yurt içinde ve dışında yapılan tersi yorumlara karşın Türkiye’nin demokrasinin bir gereği olarak gerçekten serbest ve yarışmacı seçimler yapma şartlarına sahip olduğunu gösteriyor. Her şeyden önce halk içinde siyasi parti kurma ve yaşatma kültürü yaygın. Ülkede 100’den fazla siyasi parti var. Seçimde 24 parti pusulalarda yer aldı ve yarışa katıldı. İttifaklar düşünüldüğünde yaklaşık 35 parti seçimlerde yarıştı. Bu da birçok AB demokrasisi ile karşılaştırıldığında bir rekor sayılabilir. Keza seçime giden süreçte siyasi partiler serbestçe çalıştı. Her parti seçim propagandası faaliyetlerine engelsiz biçimde devam etti. Başka bir deyişle seçim sürecinde ifade özgürlüğü önünde bir engel yoktu. Hemen hemen tüm ana partilerin medyada taraftarları ve en azından bir yayın organı vardı ve bunlar da iktidar dolu dizgin eleştirilebilmekteydi.

Türk demokrasisi

Halk seçimlere büyük ilgi gösterdi. Oy sandıklarının yerleştirildiği salonların önünde uzun kuyruklar oluştu. Bazı insanlar saatlerce oy kullanma sırasının kendilerine gelmesini bekledi. Sabahın 8’inden akşamın 5’ine kadar bu canlılık devam etti. Halkın seçimlere bu denli ilgi göstermesi her şeyden önce etkileme-etkin olma duygusuyla açıklanabilir. Türkiye’de insanlar verdikleri oyların bir sonucu olacağını biliyor. Halkımız, ortaya çıkacak sonucu etkilemesinin mümkün olduğunun farkında; sandığa da bunun bilinci içinde gitti ve ülke meseleleriyle ilgili en iyi yaklaşımı temsil ettiğini düşündüğü partiye oy verdi. Bu Türk demokrasisinin yeni, ilk defa görülen bir özelliği de değil, hemen her seçim böyle. Üstelik insanlar gerekirse parti tercihlerini değiştirmekte de bir mahzur görmüyor.

Seçimlere ilginin arkasında yatan bir diğer faktör, insanların ülkenin kritik bir dönemde olduğuna inanmasıydı. Bu da insanları akın akın sandığa gitmeye teşvik etti. İnsanlar ülkelerine sandık yolu ile sahip çıkma arzusunu ve iradesini gösterdi. Gerçekten Türkiye’de milli meselelerde toplumun büyük bir hassasiyeti var. İnsanlar milli meselelerde hangi yolun takip edilmesi gerektiği konusunda liderlerine ve partilerine yol göstermeyi seviyor.

Katılımın yüksek olmasının bir diğer nedeni ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a duyulan vefa borcu. Erdoğan zor şartlar altında iktidara geldi ve çalıştı. Birçok bakımdan insanüstü sayılabilecek bir performans gösterdi. Gecesini gündüzüne kattı. Türkiye’nin nispeten daha bağımsız, kendi kendisine yeten bir ülke olmasının yolunu açtı. Yerli ve milli silah sanayisinin gelişmesi için çaba sarf etti. Türkiye’yi dünya ülkeleri arasında bir üst lige taşıdı. Diğer taraftan, muazzam imar yatırımları yaptı. Bu bakımdan Türkiye’ye ancak uzun zaman içinde alınabilecek bir mesafeyi kat ettirdi. Erdoğan demokrasiyi korumak için de büyük çaba sarf etti. Bürokratik vesayete karşı yükselen mücadelenin kendisinden önceki merkez sağ liderler gibi bayraktarlığını yaptı. Sadece PKK gibi insanlık düşmanı terör örgütleri ile değil, Batı’nın bir piyonu olarak çalışan FETÖ ile de mücadele etti. 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde başı çekerek bir anlamda Türkiye’nin makus talihini değiştirdi. Bütün bu özelliklerinden dolayı takdir gördü ve halkla gönül bağlarını kuvvetlendirdi. Bu nedenle de Erdoğan’a destek vermek isteyen kitleler sandığa aktı.

Türk demokrasisi 14 Mayıs 2023’te iyi bir sınav verdi. Sonucu önceden belli olmayan, soluk soluğa bir seçim gerçekleştirdi. Türkiye, demokrasinin temel gereklerinden olan adil, yarışmacı, rekabetçi bir seçimi bir defa daha başarıyla gerçekleştirmeyi başardı. Bundan dolayı Türkiye kendisiyle övünmeyi, Türk demokrasisi ise övülmeyi hak ediyor. ???????

[Prof. Dr. Atilla Yayla, İstanbul Medipol Üniversitesi]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*