İktidar yakınlarına dokunmayan AKP adaleti yalnızca muhalif yurttaşlara işliyor: Düşman ‘hukuku’

Img

Türkiye’de uzun yıllardır siyasal iktidara yöneltilen eleştiriler, demokratik tartışmanın parçası olmaktan çıkarak giderek daha fazla ceza hukukunun konusu haline geliyor. Gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, komedyenler ve siyasetçiler; soruşturma, gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya.

İfade özgürlüğü kapsamındaki söz ve eylemler, iktidara yöneldiğinde “suç” şüphesine dönüştürülebiliyor. İktidara yakın isimlerin hedef gösteren söylemleri görmezden gelinirken muhaliflerin söz ve eylemlerinin cezalandırılması, yalnızca bir çifte standardı değil, yurttaşların siyasal konumlarına göre ayrıldığı rejim uygulamasını da ortaya koyuyor.

Cumhuriyet, yargının siyasal rakiplere karşı cezalandırma aracına dönüştürülmesini ve “düşman ceza hukuku” düzenini Avukatın Sesi İnisiyatifi üyesi Kerim Bütün ile siyaset bilimci Doç. Dr. Fatih Yaşlı’ya sordu.

‘ANAYASAYA AYKIRI’

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, yanıltıcı bilgiyi yayma ve cumhurbaşkanına hakaret suçlarını düzenleyen hükümlerin anayasaya aykırı olduğunu düşündüğünü belirten Bütün, cumhurbaşkanına hakaret suçuna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Vedat Şorli kararını anımsattı.

Bütün, kararın ardından düzenlemenin hukuken uygulanabilirliğini yitirdiği görüşünde kanaatinde olduğunu belirterek bu suçlamalara dayanılarak hüküm kurulmasının görevi kötüye kullanma anlamına geldiğini savundu.

Bütün, hâkim ve savcıların baskılar nedeniyle söz konusu düzenlemeleri uygulamayı sürdürdüğünü söyledi. Bütün, “İktidarın muhalefeti sindirmek amacıyla kullandığı siyasi hançerler haline geldi” ifadelerini kullandı.

Gözaltı ve tutuklamaların fiili cezalandırmaya dönüştüğünü belirten Bütün, iktidar destekçilerinin nefret söylemi ve hedef gösteren açıklamalarına karşı işlem yapılmadığına işaret etti.

Deniz Göktaş ve Nasuh Mahruki hakkındaki süreçleri örnek gösteren Bütün, “İktidar ve etkisi altındaki yargı, muhalif insanları vatandaş olarak değil, düşman olarak görüyor. Bunun doğal sonucu olarak muhaliflere düşman ceza hukuku uygulanıyor” dedi.

‘DOST-DÜŞMAN İKİLİĞİ’

Yaşlı ise sürecin siyasetin “dost-düşman ikiliği” üzerinden kurulmasıyla bağlantılı olduğunu belirtti. Türkiye’de bir rejim inşa sürecinin yürütüldüğünü söyleyen Yaşlı, bu sürece sözü veya eylemiyle karşı çıkan herkesin “düşman” kategorisine yerleştirildiğini ve siyasallaşmış yargı aracılığıyla cezalandırıldığını söyledi. Uluslararası siyaset bilimi literatüründeki “lawfare” kavramına dikkat çeken Yaşlı, “hukuk savaşı” olarak çevrilen kavramın hukukun üstünlüğü için verilen mücadeleyi değil, düşmanlaştırılmış siyasal rakiplere karşı yargının silah olarak kullanılmasını anlattığını belirtti.

Yaşlı, “Bugün Türkiye’de muhalefet düşman olarak görülüyor ve bu düşmanın tasfiyesi için bir hukuk savaşı yürütülüyor” dedi. Yargının AKP-MHP kontrolünde olduğunu söyleyen Yaşlı, belediyelere yönelik operasyonlardan kayyım atamalarına, seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinde tutulmasından CHP kurultayına ilişkin tartışmalara kadar geniş bir alanda muhalefete karşı yargı aracılığıyla savaş yürütüldüğünü söyledi.

Yaşlı, “Yargılama ve cezalandırma pratikleri çoktan bir yönetme teknolojisine dönüştü. Sessiz, tepkisiz, çıt çıkarmayan ve örgütlü olmayan bir toplum isteniyor” dedi.

yok

Author: Elif Kurt